Muzaffer's profileSelvi boyum, türlü türlü...PhotosBlogLists Tools Help

Muzaffer Buyukkaragoz

Occupation
02 August

elveda msn spaces

artık iyice iğrençleşti burası. yine kafalarına göre bir sürü şeyi değiştirmişler.
zaten burama kadar gelmişti, daha fazla dayanamıyorum.
 
yeni blog adresim:  http://muzafferb.blogspot.com
 
bundan sonra buraya birşey yazmayacağım. blogspot'ta görüşürüz...
 
 
not: burdaki eski yazıları taşımak için henüz bir yol yok. o yüzden şimdilik burda durmaya devam edecekler. ama ilerde bir yolunu bulunca burdaki yazıları da yeni adrese taşıyıp burayı tamamen kapatacağım.
30 July

büyük operasyon

Son yılların en büyük temizlik operasyonunun az önce sona erişi yurtta, dış temsilciliklerde ve yavru vatanda törenlerle kutlanıyor. Evi "çöp ev" haline gelme tehlikesi karşısında bu derece büyük çaplı bir temizliğe girişen M.B.(32) konu ile ilgili olarak muhabirimize "acaip yoruldum lam!" dedi.
28 July

taşınmak istiyorum

Evet, sonunda karar verdim, Blogspot'a taşınacağım. Ama burdaki tüm eski girdileri de beraberimde götürmek istiyorum. Henüz bunun nasıl yapılacağını bulamadım. Elle yapılacak gibi değil, çok fazla şey yazmışım çünkü. RSS ile bir şekilde çözülmesi lazım. Araştırmaya devam, şu işi halleder halletmez yolcuyum... google it!
27 July

filmler

Şu aralar akşamları evde bol bol film izliyorum. Bu hafta izlediklerim hakkında biraz yorum yazayım:
 
Hoodwinked
Trailer'ını izlerken çok gülmüştüm. Filmin geneli o kadar eğlenceli değil ama yine de keyifle izlenebilir. Sincap karakterin hastası oldum ama, süper yapmışlar. Animasyon tekniği çok iyi değil, bir Pixar filmi beklemeyin yani.

Final Destination 3
"Serinin suyu çıkmış" dedirten bir film. Artık dördüncüsünü çekmesinler, yeter. İlk iki filmden tek farkı biraz daha kanlı olması. Herşey beklendiği şekilde gelişiyor, sıfır süpriz var.


A History of Violence
Çok basit bir konu ama ona rağmen idare eder bir film. Ama bazı "sert" sahneleri gayet başarılı buldum. İzlenebilir.


İnşaat
Ah bunca zamandır ben bu filmi neden izlememişim! Nasıl eğlendim, nasıl keyif aldım anlatamam. Süper bir filmmiş, izlemeyen varsa mutlaka izlesin.

 

Munich
Hakkında en çok yazacağım filmi en sona sakladım. Birkaç gün önce Wikipedia'da dolanırken 1972 Münih Olimpiyatlarındaki terör olayını ve ardından İsrail'in yıllarca süren "Tanrının Gazabı" operasyonunu okumuştum. Konu ile ilgili Wikipedia'daki yazıları okursanız çok fazla detay göreceksiniz. Bir arkadaşım Munich'i izleyip çok sıkıldığını söylediği için bir kenara koymuş ve izlememiştim. Ancak bahsi geçen yazıları okuduktan sonra o akşam izleyeyim dedim ve gündüz okuduğum tüm detayları filmde bire bir görünce çok etkilendim. Eğer izlemediyseniz mutlaka konu hakkında okuyun, detaylara dikkat edin ve öyle izleyin. Aksi takdirde gerçekten sıkılırsınız.
 
20 July

tarihte bugün

20 Temmuz 1402 Ankara Savaşı. İki Türk ordusunun birbirine girdiği ve onbinlerce insanın Çubuk ovasında öldüğü, orta çağın belki de en büyük meydan muharebesi. Kendi tarihimizi bilmediğimiz ve önemsemediğimiz için 604 yıl önceki bu büyük ve korkunç savaşın bugün olduğunu elbette kimse hatırlamayacaktır. Tarihimize bu kadar yabancı ve uzak olmamız ne kadar üzücü. Savaş Sultan 1. Beyazid ve Timur komutası altındaki ordular arasında olmuş, Osmanlılar yenilmiş ve Beyazid esir düşmüştür. (Evet, koskoca Osmanlı Padişahı esir düşmüş.) Kendisine iyi davranılmasına rağmen bu tutsaklık altında fazla yaşayamamış ve ölmüştür. Kimileri yüzüğündeki zehri içtiğini söyler. Bu savaşın öncesi ve sonrası ile ilgili çok farklı ve ilginç hikayeler anlatılmaktadır. Kesin olarak bildiğim şu ki bu savaştan çok güzel senaryo çıkar ve süper bir film olur.
 
Vivaldi'nin 1735 yılında bu savaşla ilgili Bajazet (Beyazid) isimli bir opera bestelediğini biliyor muydunuz?

Venüs

Öncelikle şu fotoğrafa hep beraber bir bakalım. Gerçekten muhteşem görünüyor. Güneş doğarken ve batarken ufkun incisi, gökyüzündeki en parlak 3. cisim, ismini güzellik ve aşk tanrısından alan bu gezegen dışardan bakıldığında çok güzel. Şimdi de bu güzelliğin yüzeyine iniş yapalım. Dünyanın 90 katı bir basınç, 480 derecelik ortalama sıcaklık, sülfürik asit bulutları, yüzlerce kilometre hızla esen fırtınalar... Anlayacağınız insanlar için hayatta kalmanın mümkün olmadığı tam bir cehenem.
 
Demek ki neymiş, güzellik aldatıcı olabilirmiş.
 
Güzellik ve aşk tanrısının adının böyle bir cehenneme verilmiş olması ironik değil mi?...
14 July

tam şu anda

Birileri kavga ediyor, birileri barışıyor. Birileri geçmişini, birileri geleceğini düşünüyor. Birileri ayrılıyor, birileri sevişiyor. Birileri bir kenarda ağlarken birileri kahkahalar atıyor. Birileri dansediyor, birileri tv izliyor. Birileri kitap okurken birileri karnını doyuruyor. Birileri karşılıksız aşkına üzülürken birilerinin gönlüne bir başkası düşüyor. Birileri yeni arkadaşlar edinirken başka birileri birbirine küsüyor. Birisi de oturmuş blog yazıyor.
 
Neler neler oluyor tam şu anda...
13 July

The Piper at the Gates of Dawn

Syd Barret ölmüş. Dün akşam haberlerde öğrendim. Üzüldüm gerçekten. İlk gençlik zamanlarımda hayatını anlatan bir kitap okumuş ve etkilenmiştim. O zamanlar hayata bakışımı ve bazı planlarımı etkilemişti bu kitap. Pink Floyd'un The Piper at the Gates of Dawn adlı ilk albümünü çoook uzun süre arayıp zar zor bulmuş ve defalarca dinlemiştim. Nerdeyse tüm şarkıları Barret'ın yazdığı albüm boyunca bir ruh halinden diğerine dörtnala at koşturmuştum. Dün de adamın öldüğünü öğrendim işte. Hayat bi garip...

idrak yolları enfeksiyonu

Hep şunu düşünmüşümdür; hayatımıza giren, tanıştığımız her insanın bize öyle ya da böyle bir katkısı olur. Kimi bizi çok mutlu eder, kimisi canımıza okur. Kimisi ile uzun yıllar görüşürüz, kimisiyle de işimiz olmaz, suratına bakmayız. Ama her insan bize mutlaka birşeyler katar. O yüzden geriye dönüp baktığımda herkes için -iyisiyle kötüsüyle- iyi ki hayatıma girmiş diyorum. Bizi biz yapan, kişiliğimizi oluşturan bu insanlarla yaşadıklarımız aslında. Eternal sunshine of the spotless mind filmindeki gibi bir firma olsa, "gel abi, sana beleş" bile deseler "ya bi gidin olm, işim olmaz" derim. Evet, yaparım bunu.
 
Uzun süre kafa patlatıp emek harcadığımız teknoskop.net sitesi artık tarih oldu. Sağlık olsun diyoruz, bir müddet sonra yürütememeye başlamıştık zaten. Ama fikir iyiydi beee. Keşke 3-5 yazar daha olsaydı... Neyse artık.
 
High Fidelity filminden bir sahne:
Rob: Yeah, yeah, I know.  But say I hadn't seen it and I said to you, "I haven't seen Evil Dead II yet" what would you think?
Barry: I'd think you were a cinematic idiot.  And I'd feel sorry for you.
 
Ben de bazı filmleri izlemediklerinden dolayı bazen insanlar (özellikle yeni nesil) için üzülüyorum. Yandaki "izlenesi filmler" listesini çok yetersiz kaldığı için kaldırdım. Aslında bir gün evdeki 1000'den fazla filmi yere saçıp, sıralayıp,  gruplandırıp o listeyi tekrar yazarım. Ama en azından Galaxy Quest'i bi izleyin yahu. Bu kadar eğlenceli, keyifli bir film zor bulunur. Son olarak, bir film izlemeden önce hakkında birşeyler okumak, konusunu öğrenmek, insanların yorumlarını dinlemek kadar filmin tadını kaçıran başka birşey daha olamaz. (Sinemada arka sırada koltuğunuza sürekli ayağını vuranlar ya da mısırı haşır huşur yiyenler hariç. Bu yüzden genelde evde izlemeyi tercih ederim filmleri. Sinemada insanlara tahammülüm hiç yok.)
 
Dart hayatımın en korkunç günlerini yaşıyorum. Antrenman falan da bir işe yaramıyor, bu kadar kötü ve tutarsız oynadığımı hiç hatırlamıyorum. Yine de bir gün düzeleceğini ümit ederek inatla antrenmanlara devam. Lig başlayana kadar toparlasam bari. Ha bu arada, dün Martin Adams - Michael van Gerwen maçını izledim. Resmen ağzım açık kaldı, şimdiye kadar izlediğim belki de en kaliteli maç buydu. Muhteşemdi. İzlemek diyince, ligin ödül töreninde gösterilen videoyu youtube'a koydum. Sonuna kadar "I love this game" lafı ile gitmiyor merak etmeyin, ortasından itibaren maç görüntüleri var.
 
Geçen bir arkadaşım köpek kovucu almış. Hani sadece köpeklerin duyabildiği frekansdan bir ses çıkaran aletlerden. Aslında bana da bir tane lazım. Kaç kere köpek sürüsü saldırdı bana, ne alıp veremedikleri var bilemiyorum artık. Arjantin Caddesi'nde bile oldu bu ya, yuh artık. Neyse, ben bir de aptal, kafası çalışmayan ve boş konuşan insanları kovan bir alet istiyorum. Böyle basıcan düğmesine, kafa ütüleyen şahsiyet ortamdan uzaklaşacak. Teknoloji çok ilerledi, böyle bir cihazı neden hala yapamadılar acaba? Çevremde salak insan istemiyorum sadece.
 
Şimdi farkettim, blog yazmaya başlayalı bir yıldan fazla olmuş. Vay be. Blog'um ile ilgili 2 şey söylemek istiyorum bu vesile ile; öncelikle burdaki herşeyi aslında sadece ve sadece kendim için yazıyorum. İkincisi, evde ıhlamur kalmaması yazılacak bir konu değildir, bu kimsenin umrunda olmaz. Önemli ve asıl yazılası olan, evde ıhlamur kalmamasının bana hissettirdikleridir. Bu ayrıma lütfen dikkat. Çevremde birçok insan blog yazıyor artık, hepsini dikkatle takip ediyorum. Merak ettiğim ne kadar bu işe devam edecekleri.
 
 
Jason Nesmith: You will go out there!
Alexander Dane: I won't. And nothing you can say will make me.
Jason: "The show must go on."
Alexander: ...Damn you. Damn you!
06 July

What the Bleep Do We Know!?

Vay be! Uzun zamandır bir filmden bu kadar etkilenmemiştim. (Aslında film değil de belgesel desek daha doğru olur herhalde) Kafamda o kadar çok düşünce oluştu ki filmin nerdeyse yarısına kendimi verip izleyebildim. En az 3-4 kere daha izlemem lazım bunu. Güzel şeyleri tavsiye ederim herkese ama bu filmi tavsiye etmek, bilemiyorum. Filmi daha iyi anlayabilmek için (evet ukalalık ediyorum) bir miktar birikim olması lazım bence. En azından yüzeysel de olsa kuantum fiziğinin temellerini bilmek faydalı olur. Filmi birkaç kere izleyip üzerinde biraz daha düşündükten sonra belki uzun uzun yazarım hakkında.
 
Pesto sosu deneylerim başarı ile sonuçlandı. İşin püf noktası sos ile makarnayı karıştırırken krema ilave etmekmiş. Tarifi burdan vermeme gerek yok, net'te ararsanız kolayca bulursunuz. Hazır söz boğazdan açılmışken, Yeşilyurt ile Kuzgun'un köşesindeki fırında kepek, mısır ve buğday karışımı bir ekmek yapıyorlar. Fiyatı biraz pahalı (75 Ykr) ama ekmek almam gerektiği zaman hep bunu alıyorum, tadı çok güzel.
 
Bu akşam "kimlerden nefret ediyorum ben?" diye düşündüm. Ve hayatımda kimseden nefret etmediğimi farkettim. Evet sevmediğim, onaylamadığım, beni üzen, görüşmediğim insanlar var ama kimseye karşı nefret gibi bir duygu hissetmiyorum. Çok sevindim bunu farkedince. Kinci ve nefret dolu insanları da bu yüzden kendimden uzak tutuyorum sanırım.
 
Youtube.com'da Borat diye arama yapın ve gelen pardoileri bi izleyin. İlk izlediğimde bir miktar rahatsız oldum ama adamın tarzına alışınca çok gülmeye ve eğlenmeye başladım. Son iki günüm bu adamın sayesinde çok eğlenceli geçti.
 
Jagshemash!
05 July

fani insanoğlu

Daha bugün öğrendim, Alan Kotok 64 yaşındayken 26 Mayıs'da aramızdan ayrılmış. Çoğumuzun hayatında (farkında olmasak da) önemli yerleri olan insanların tanınmaması ve sessizce göçüp gitmeleri ne kadar acı değil mi?
 
Alan Kotok joystick'i icat eden kişidir.
 
29 June

forvırdçılar

Forvırdçılar temel olarak 3 ana kategoriye ayrılabilirler:
 
1- Duyarlılar
Bu gruba giren forvırdçılar toplumsal olaylara duyarlı, çevreci, hayvan ve insan hakları konusunda bilinçli olduklarını zannederler. Dışarda ne yaptıkları önemli değildir, etrafa çöp atabilirler, köpekleri tekmeleyebilirler, trafikte yayalara yol vermez ve kırmızı ışıkta geçerler ama internet'te duyarlı, biricik, pırıl pırıl insanlardır. Gonderdikleri e-postalar okunmadan hemen silinebilir. İletileri dışarda sohbete asla konu olmaz. Çoğunlukla bu tür insanlarla dışarda pek görüşülmez zaten.
 
2- Endişeliler
En tırt forvırdçı çeşididir. Bu forvırdçılar bildiğiniz tırsık, korkak insanlardır. "ay sinemada götüme aids'li iğne batar mı?", "acaba beni kaçırıp böbreklerimi çalarlar mı?", "amanın msn paralı olacakmış!" şeklinde abuk subuk endişeleri vardır ve geceleri bu yüzden gözlerine uyku girmez. Ama aynı endişeleri arkadaşları için de taşıdıkları için saf ve iyi niyetli insanlardır. E-postaları gülmek için okunabilir. İletileri, kendileri konuyu açmazlarsa arkadaş ortamlarında sohbet konusu olmaz ama eğer açarlarsa kendileri ile dalga geçilip gecenin neşe kaynağı olurlar ve çareyi bir kenara sinip sessiz kalmakta bulurlar.
 
3- Eğlenceliler
Bu insanlar gülmeyi ve güldürmeyi severler ancak espri yetenekleri genellikle yok denecek kadar azdır. Bu açıklarını gönderdikleri fıkralar ve karikatürlerle kapatmaya çalışırlar. İletiler bazen eğlenceli olabilir o yüzden bi açıp bakmakta fayda vardır. Bir dost meclisinde sizi ilk gördükleri anda "abi gönderdiğim karikatürü okudun mu, manyak bişiiii di mi yaaa, ahahahaha!" şeklinde sohbet etme çabasına girerler. Bu sohbetten kurtulma şansınız size gönderdiği e-posta sayısı ile ters orantılıdır. Siz konuyu "eheh, evet" diyip geçiştirdikten sonra ortamdaki yeni kurbanlarını gözleri ile aramaya başlarlar. Bulana kadar yanınızda konuşacak başka bir konu olmadığı için sessizce durur, içkilerini içerler.
 
Forvırdçılar da insandır. Onları sevelim, koruyalım, hakir görmeyelim...
28 June

kendimi kontrol edemiyorum

Bir süre önce NTV'de izlediğim "End Day" isimli, dünyanın muhtemel sonları üzerine BBC'nin bir belgeseli vardı. Kıyamet sonrası senaryolarına oldum olası bir düşkünlüğüm  olduğundan çok hoşuma gitmişti (gelmişti). Bugün aklıma geldi bi arayayım dedim. Meğerse ideexife'de dvd'si satılıyormuş. Hemen aldım, mutluyum. Alışveriş çok keyifli bişey.  Alışveriş diyince noolucak benim bu çanta manyaklığım bilemiyorum. Çanta görünce hipnozdaymış gibi gidip alıyorum. Hele içine elektronik ıvır zıvır koymak için cepler yaptılarsa tutmayın beni! Ev çeşit çeşit çanta doldu. Bugün net'ten taaaa Amerika'dan bi çanta daha sipariş ediyodum az daha, zor tuttum kendimi.
 
Puslu Kıtalar Atlası çok güzel kitapmış ya, tavsiye ederim. Bunca zaman okumadığım için üzüldüm. Yazarın diğer 3 kitabını da aldım. Elimdeki Oktay Sinanoğlu kitapları bitince onları da okumayı planlıyorum. Oktay Sinanoğlu da ilginç bir adam vesselam.
 
Macar'ların "gulaş" diye bir yemeği var ya, o yemeğin aslında yeniçerilerin seferlerde yaptıkları "kul aşı" olduğunu ve zamanla adının değiştiğini biliyor muydunuz? hm?
 
Musiki ruhun gıdasıdır, o yuzden bunu mutlaka izleyin. Evet, hep beraber; "kendimi kontrol edemiyoruuuum!"
 
Daha yazacaktım da, şu boynuma boynuma esen klimayı açanı bulup cezalandırmak için kalkmam gerekiyor...
21 June

bugün başlık bulamadım

gecen gun evde uzerimde sort, koltuga yayilmis keyif yapiyorum. bir de baktim ki sol bacagimin arkasinda kocaman (cidden kocaman) bir morluk, ortasi kanamis falan. "aaa, bu ne ya?" dedim. dokununca aciyo mu merak ettim, aciyomus. o bacagi ne zaman ve ne sekilde o hale getirdim hic farkinda degilim. insan kendisine o derece zarar verip de nasil farketmez anlamadim valla.
 
gecen ideefixe'den aldigim kitaplar arasinda Emin Çölaşan'ın anıları da vardı. bu adamin seveni de sevmeyeni de cok ama ben ilk gruptanim, her sabah mutlaka okurum. kitabi dun aksam elime almamla bitirmem bir oldu. sevenlerine tavsiye ederim.
 
dun aksam baktim yatmak icin erken, Ghost in the Shell'i tekrar bi izleyeyim dedim. aslinda uzun zaman once izlemistim ama gecenlerde ucuz gorunce dvd'sini aldim. filmin ne kadar derin ve guzel oldugunu unutmusum. bilimkurgu, cyberpunk ve felsefe seviyorsaniz mutlaka izleyin. Spirited Away mi daha guzel yoksa bu mu hala karar verebilmis degilim. bi de The Matrix'in bu filmden ne kadar fazla "esinlendigini" sizlere gostermek istedim; buyrun okuyun.
 
Lir kuşu diye bir kuş duymus muydunuz? bakin burda o kusun marifetleri var. sonuna kadar sabredip izleyin, zaten birkac dakikalik birsey. orda duydugunuz, gordugunuz hersey gercek. insan inanamiyor degil mi?
 
cok sevdigim bir abim ve arkadasim olan Zeki Eser'in, cok tatli bir esi ve iki tane de oglu var. oglanlarin birisi ne kadar efendi ve sakinse digeri de bir o kadar firlama ve cin gibi. Zeki Abi de cin gibi olan Ali'nin (Aliş) maceralarını bir blog'da yazmaya baslamis. mutlaka okuyun, cok eglenceli. Linki sol taraftaki "okunası blog'lar" kısmında bulabilirsiniz.
 
bir yazimin daha sonuna gelirken bla bla bla...
 
 
"If we all reacted the same way, we'd be predictable, and there's always more than one way to view a situation. What's true for the group is also true for the individual. It's simple: Overspecialize, and you breed in weakness. It's slow death."
Major Motoko Kusanagi - Ghost in the Shell
19 June

reklam musikisi

Akbank'in yeni reklami her ne kadar orjinal bir fikir olmasa da (araklamislar iste direk) muzigi cok guzel. "Lam bulsam sunu" diye dusunmeyi bi kenara birakip eyleme gecince şak diye buldum. Haydi hep beraber, can-ı gönülden:
nanananananeynananeynananaaaaa...
 
 
update: winamp ya da media player ile dinleyemiyor musunuz? Media Player Classic kullanin, mutlu olun.
13 June

Pantera

Lisans yillarimda ki 20'li yaslarimin baslarina tekabul eder (herkesde oldugu gibi), bir gun bolumun duvarinda Pantera diye bir yazi gordum. "ne lam bu Pantera?" diye merak ettim. megerse gavur bir musiki gurubu imiş. o zamanlar Ankara'da Kızılay'ın klasik bulusma mekanlarindan olan Hayri Plak, TR'de bulunmayan albumlerin cd'den cekim kasetlerini satardi. bir yolum dustugunde 2 tane Pantera albumu aldim. eve gidip "hele bi dinleyelim bakalim" diyip play tusuna basarken hayatimda en sevdigim grup ile tanisacagimi elbette bilmiyordum.
 
Far Beyond Driven ilk dinledigim albumleriydi. Kulaklarima inanamiyordum. O gitar sound'u, baterinin hırçınlığı, bass'in her parcaya muhtesem katkısı ve vokaldeki nefret, kızgınlık karsisinda agzim acik kaldi. Diger kaset ise beni benden alan bir onceki albumleri Vulgar Display of Power idi. O zamanlar hissettiklerimi anlatmam gercekten cok zor. Sonrasinda butun albumlerinin once kasetlerini, sonra da cd'lerini aldim. Hatta hayatimda ilk aldigim cd Vulgar Display of Power oldu. (ilk aldigim kaset de ortaokul yillarimda Europe - the Final Countdown idi, ehu) Pantera yıllarca arkadas sohbetlerine konu, benim sinirli zamanlarimda teskin edici, mutlu zamanlarimda costurucu ve tonla anıya malzeme oldu. Her parcasinin sozlerini dusundum, bass ile calmaya calistim. Phil Anselmo her "The releasing of anger can better any medicine under the sun" dediginde yumruklarımı sıktım. Her parca bir başka hatıranın arka plan müziği oldu.
 
O bahsettigim anılardan en guzeli sanirim bir yaz tatilinde yasandi. Ailem ile birlikte Alanya'dan Fethiye'ye yola cikiyorduk. Ben de kendi bavulumu hazirlamis, arabaya yerlestirmistim. Fethiye'de bir gece kalip ordan Bodrum'a devam edecektik. Kalacagimiz otelde odama yerlesmek icin bavulumu acinca en ustte bir Pantera tshirt'u gordum. (Tahmin edin hangi albumun) Resmen kaldim oyle, gozlerime inanamadim. Megerse canım annem, benim bu grubu cok sevdigimi bildiginden Alanya'da dolasirken bu tshirt'u gormus, almis ve ben bavulumu topladiktan sonra gizlice acip en uste bunu koymus. kac sene oldu, hala saklarim o tshirt'u. annem bir yandan gulerken bir yandan soyleniyo bana, "oglum ne hale geldi o tshirt, at gitsin" diyo ama butun giyeceklerim arasinda o tshirt'un yeri cok cok ayridir, parca pincik bile olsa atmam, giyerim.
 
Soyle bir dusundugumde, en sevdigim Pantera parcasi diye bir ayrim yapamiyorum. Elbette Walk, Mouth for War, This Love, I'm Broken, Domination vs. gibi otekilerden daha fazla dinledigim parcalar var. Sadece su konuda eminim, Hard Lines, Sunken Cheeks parcasinin gitar solosu harikadir. (tam su anda o parcayi dinliyorum)
 
Pantera ile ilgili en keyifli zamanlarimdan birisi de, ilk home video'larini edindigim zamandir herhalde. O betamax kaseti kim bilir kac kere izledim. Daha sonra elbette DVD'sini aldim, tekrar tekrar izledim. En hüzünlü zamanim ise, konu ile ilgili olanlarinizin kolayca tahmin edebilecegi gibi Dimebag Darrel'in sahnede vurulup öldürülmesi oldu. Daha once resmen dagilmis olmasalar bile aslinda her eleman ayri ayri seylerle ugrasiyordu ama yine de biz Pantera hayranlarının her zaman icinde bir umit vardi yeni bir album icin. Bu cinayet ile o küçük ümit de soldu gitti.
 
Simdi Pantera yok. Ama ben hala eski albumleri dinliyorum. Hala o keyfi yasiyorum. Ve hala yumruklarımı sıkıyorum...
 
 
Bones in traction
Hands break to hone raw energy
Bold and disastrous
My ears can't hear what you say to me
07 June

Bilim Teknik

Orta 1'den beri formati degisene kadar her ay alip okurdum dergiyi. Boyutu degisip icerigi de tatmin edici olmamaya baslayinca artik elime gectikce okumaya basladim. Ama o eski dergilerin tadi hicbir seyde yoktu. Cocuk halimle, her ay derginin cikmasini heyecanla beklerdim. Herhalde hayata bakisima, dünya görüşüme en büyük katkılardan birini yapmıstır Bilim Teknik dergisi.
 
Bu ay dergi beraberinde bir dvd ile geliyor. 39 yillik arsivin bulundugu bu dvd'yi kacirmamanizi tavsiye ederim. Bayilerde bulamazsaniz umidinizi kaybetmeyin. 80.000 adet dergi birkac gun icinde tukendi bile. Simdi dergi tarihinde ilk kez 2. baskisini yapiyor. 40.000 adet yapilacak bu baskidan mutlaka edinin.
 
 
 
Bilim, hiçbir şeyin iz bırakmadan kaybolmadığını belirlemiştir. Doğa yok oluş tanımaz. Söz konusu olan, yalnızca değişiklik ve dönüşümdür.
Werner Von Braun
06 June

System Failure

Delivery Subsystem 550 requested action taken:
> Received: by 10.48.24.11 with SMTP id m12mr1134482afg;
> Received: by 10.29.34.1 with HTTP
> Message-ID: Subject: AUTOMATED TEST
> MIME-Version: 1.0
> Content-Transfer-Encoding: quoted-printable
> Content-Disposition: inline
>
AUTOMATED TEST -
1bbybby 77111790  ****systems normal**** 76555#722#0
zzzzzz330  7711345 ****systems normal**** QX10022005#311
TEST COMPLETE
****************************************************
Delivery Subsystem 550 Requested action taken:
> Sent: by 10.28.224.18 with SMTP id m11mr1134484mfg;
> Sent: to 10.49.31.1 with HTTP
 
 
Lost 2. sezon finalini izledim nihayet...
Bu sitenin de hastası oldum: www.lostpedia.com
(Dizinin hepsini izlemediyseniz o siteye girmeyin sakın, spoiler dolu)
02 June

selvi boyum, türlü türlü huyum

bir suredir bosladim burayi ama bi sorun neden? ha, neden? final haftasi geldi anacim, bi de yapmam gereken ama bir turlu elimin gidip yapmadigim igrenc bi odev var. haftaya da 2 final. sinir stres icindeyim, asabiyim, huysuzum.
 
Budapeste superdi, eglendim, gezdim, dart oynadim ve geldim. Keyifliydi yani sonuc olarak. Foto koyarim demistim ama simdi ugrasamiycam. Bi arkadas cok guzel yazmis orda olan bitenleri, net'te bi yerlere koyarim diyodu. Koyarsa oranin linkini veririm, detaylari okur isteyen.
 
iki site var, sinir oluyorum sinir.
buralara ne zaman girsem icim gidiyo, mutlaka biseyler almak istiyorum. zor tutuyorum valla kendimi. bugun de icim eridi oralardan biseylere yine.
 
site demisken, www.uncrate.com cok guzel bi site, her gun mutlaka bi bakarim. ayrica sunlar da leziz:
gadget manyagi bi adamim iste, naapiim. bildigin geek iste. aaa son zamanlarin en onemli geek haberi, aklima geldi simdi. psp'ye modchip yapmislar. gercekse eger direk aliyorum arkadas.
 
tabi buraya yazmadigim sure icinde dunya kadar sey geldi aklima yazacak ve yine her zamanki gibi unuttum hepsini. hay allah.
 
haftasonu Lost 2. sezon finalini izliycem, heyecanliyim.
 
son olarak sevgili kardesim, buraya koydugum su kaplumbagasi fotografinin intikamini blog sayfasina benim hocama attigim bir mail'i koyarak almis. bu acikca savas demek. su sinavlar bitsin ben de bi hinlik dusunucem elbette. dur sen duuuur... ehehe...
 
taam bu kadar yeter. ben biraz ders calisayim... pffffffffff...
22 May

Modern Sabahlar

Yıllardır bu programın bağımlısıyım, keyifle dinliyorum. Yapan arkadaşları da çok severim. Şimdi Ege blog yazmaya başlamış, daha önce bahsetmiştim aslında bundan. Ama ordan bi alıntı yapmak istiyordum ne zamandır, simdi aklıma geldi. Hatta bu siteyi yan taraftaki okunasılar kısmına ekliyorum birazdan.
 
 
"Beraber geçirdikleri sürenin sonunda oğlan kızdan ayrılır ayrılmaz osurur. Bütün gece kızın yanında kendini tutan adam, güvenli mesafeye ulaştıktan sonra salar. (Güvenli mesafe osuruğun ses ve kokusunun kıza ulaşamayacağı mesafedir. Yediklerimize, bağırsak durumumuza, rüzgarın yönü ve şiddetine göre değişir.)"Seni evine bıraktıktan sonra hiç osurmadım sevgilim!" diyen yalan söylüyordur. Ben erkekler adına konuşuyorum, belki kızlar da tutup tutup ayrılınca osuruyordur, bilemem."

Anıtkabir

Blog'unu benim gibi geyikle doldurmak yerine daha düzgün ve duyarlı konulardan bahseden Oktay kardesim Persembe gunku Anıtkabir ziyaretimizi yazmış ve birac fotograf da koymus. Ben tekrar burda bahsetmeyip sadece linki vereyim.

Hard Rock Hallelujah

Rustem birkac hafta once "abi su parcayi bi dinle, Finlandiya bununla katiliyomus erovizyona" diyip bi parca dinletti. "vay, fena degilmis ama bu parca o yarismada is yapmaz ki olm" dedim. Cumartesi aksami House'da arkadaslarla dart oynarken bir yandan da gozucu ile erovizyonu izliyorduk. Finlandiya'nin parcasi cikinca agzimiz acik kaldi sahne sovuna. Hele vokalistin kanatlar cikinca ben darti falan birakip nerdeyse headbang yapmaya baslayacaktim. (bardan asagi stagedive da keyifli olurdu aslinda ama o an aklima gelmedi, tüh) Daha once tv'de hicbir yarismaya oy gondermemis olan ben dahil o aksam sirf bulundugumuz mekandan 4 oy gitti Finalndiya'ya. Kazandiklarinda da sanki Türkiye birinci olmus kadar sevindik. Bizim parca ise rezildi. Taner nasil kacirdin sen o şovu yaaa...
 
Haftasonu bir kısım çakralarımın tıkandığını öğrendim. Megerse bazi konulardaki sanssizligimin sebebi buymus. Tabi ben kendimi tutamayip konu ile ilgili birkac geyik yaptim, umarim sevgili Esra'yi bu konuda uzmemisimdir:
"benim çakralar meme yapmış"
"Bursa'da sanayide bi usta varmis, cok guzel çakra aciyomus"
falan gibi. Yoga, meditasyon vs. ile ilgilenen arkadaslar beni dövmek isterlerse ilk firsatta Ankara'da aksamlari takildigim mekanlari ve yorumlarini yazicam zaten, beni oralarda bulabilirler. Neyse, konu hakkinda daha ayrintili bilgilere ulasiyorum yavas yavas, ogrenelim bakalim nasil acacakmisiz.
 
Constantine'i izledim. Filmi cogu insan begenmemisti ama ben daha once cizgiromanini okuyup sevdigim icin gayet keyif aldim. (This is Constantine. John Constantine. Asshole.) Ayrica filmi izlerken ictigim sigaralar da zehir oldu. Ya ben bi biraksam sunu artik. Bi de The Edge'i izledim, pek seviyorum bu filmi de.
 
Persembe gunu 8. Macaristan Open dart turnuvasına katılmak üzere Budapeşte'ye gidiyorum. Pazartesi gelicem, yoklugumda buralar  size emanet. Bana sans dileyin, amac ilk turu gecebilmek. Ya da en azindan rezil olmamak. Gelince fotolari paylasirim burda.
 
Bugun asagidaki muhabbete cok guldum, yazmam lazim. olm Taner, ben o entry'i yazdim yazmasina ama "dikkat edin, hayatiniz kayar" seklinde uyarimi da yaptim. Eheheh.
 
Taner'in Lost ozeti:
konusu özetle şöyledir: bir grup it kopuk hırsız uğursuz ıssız bir adaya düşer, olaylar gelişir..
 
ve diger yorumlari:
Menelvagor says:
LOST !!!
Menelvagor says:
hay ya
Menelvagor says:
nerden okudum o blog entry ini
Menelvagor says:
meraktan cektim
Menelvagor says:
ve bitirdin olm beni
Menelvagor says:
senin yüzünden
Muzo says:
muhahahaha
Menelvagor says:
senin yüzünden olm !!!!!!!!
17 May

Fokker Dr1 vs. U-Boat

tarihteki savaslara baktigim zaman iki konu cok ilgimi cekiyor. 1. dunya savasi hava, 2. dunya savasi denizalti catismalari.
 
1. dunya savasinda pilotlar cok asil askerlermis. gunumuzdeki hava savaslarina bakinca radardaki hedefe bir fuze yolluyorlar, 100 km ilerdeki dusman ucagi dusuyor. tamam dogfight da oluyor, fuze ile bile olsa bu isler kolay degil ama eskiden cok cok daha zormus. sadece -ne zaman calisip calismayacagi bile belli olmayan- bir makineli tufekle havada birer sovalye gibi carpisirlarmis. gelmis gecmis en buyuk savas pilotu, 80 ucak dusurmus olan Alman Manfred von Richtofen yani Red Baron (Kızıl Baron) o donemin kahramaniymis. diger pilotlar ucaklarini kamuflaj renklerine boyatirken Red Baron -ki adi da burdan gelir- meshur 3 kanatli Fokker Dr1 ucagini kan kirmizisina boyatmis. dusman pilotlar gokyuzunde kendilerine yaklasan bir kirmizi ucak gorduklerinde kim bilir nasil korkuyorlardi. (kendisinin kaleme aldigi anilarini okumak isterseniz iste burda) super zamanlarmis hakikaten. ben de Baron'un filosunda bir pilot olmayi cok isterdim... bu arada Boelcke'den bahsetmeden gecmek olmaz, kendisi de bir alman pilotu olup, hava savaslarinin ilk zamanlarinda ilk taktiksel calismalari yapmistir. Ayrica Red Baron'un da hocasi olur. saygida kusur etmememiz gerekir.
Bu konu ile ilgili maalesef dogru duzgun film yok. allahtan pc'de red baron 3D diye bi oyun var da, hic olmazsa onu oynayabiliyorum arada sirada...
 
yukarda anlattiklarim ne kadar cesarete ve asalete dayaliysa, 2. dunya savasi denizalti catismalari da tam aksine bir o kadar sinsilik, cakallik, serefsizlik uzerine kuruluymus. denizin altinda her an tabutun olabilecek bir denizaltinda sessiz sedasiz dusman hatlarina sizmak, o klostrofobik ortamda yasamak ve savasmak hem korkunc hem de guzel benim acimdan. bunu da yasamayi cok isterdim. ozellikle Alman u-boat'larda elbette. Allahtan o doneme ait (Das Boot basta olmak uzere) birkac film ve oyun var, canim cektigi zaman baslarina cokebiliyorum.
 
ilerde bir zaman makinasi icat edilirse, ilk istegim o iki donemi yasamak olur. tabi ben super savasip tarihin gidisatini degistirirsem de sorumluluk kabul etmem. ona gore.
 
 
Dicta Boelcke
1. Try to secure the upper hand before attacking. If possible, keep the sun behind you.
2. Always continue with an attack you have begun.
3. Only fire at close range, and then only when the opponent is properly in your sights.
4. You should always try to keep your eye on your opponent, and never let yourself be deceived by ruses.
5. In any type of attack, it is essential to go for your opponent from behind.
6. If your opponent dives on you, do not try to get around his attack, but fly to meet it.
7. When over the enemy's lines, never forget your own line of retreat.
8. Tip for Squadrons: In principle, it is better to attack in groups of four or six. If fights break up into a series of single combats, try to avoid a situation where several go after one opponent.
 

cok sinirliyim cok

Danistay'a yapilan silahli saldiri haberi geldi az once. Bu gidisat cok kotu, ne olacak halimiz cok merak ediyorum...
11 May

Fallout 3

Bir son dakika haberi ile karsinizdayiz:

http://www.darkhardware.com/phpbb/viewtopic.php?t=121058

Gelismelerle birlikte olucaz, bizi izlemeye devam edin...

 

(elim ayagima dolandi resmen haberi okuyunca!)

 

 
Photo 1 of 9